24.08.2007

Bilgi Bağımlılığı


Geçen akşam çok sevdiğimiz arkadaşlarımız ile İstanbul’dan biraz uzaklaştık, bir köy lokantasında mezeli bir akşam yemeği yedik. Çevremizdeki herşey basitti, oturduğumuz tahta sandalyeler, tahta parçalarının birleştirilmesiyle yapılmış masa, üzerindeki turuncu örtü, sokak köpekleri, kediler, bir tele dizilmiş göz alan ampuller, sözcüklerimiz, öğütlerimiz... Bizi çevreleyen, kucaklayan ve yanında varlığımızın önemsiz kaldığı o koca orman öyle basit, öyle yoğundu ki.

Durup durup “Burası İstanbul değil” dedik, kaçamağımızın tadını daha çok çıkarmak için. İstanbul dışında olmak; işten ve trafikten, kirli havadan ve birçok sesten uzaklaşmak anlamına geliyordu, her kısa sessizlik bunu teyit ettiğinde, rahatlıyorduk. Köy karanlığa alışkındı, gelenlere, gidenlere, kalanlara bakmıyordu bile. Köy kahvesinden geçerken, yerin huzurlu toprak kokusunu doldurduk içimize, çam iğnelerine ve kozalaklara bastığımızda çıkan çıtırtıları attık cebimize.

İki saatlik dinginlik, birkaç günlük huzur depolamamız için yetti. Doğanın ritmlerine, kokularına, akışına yakınlaşmanın yerini hiçbirşey tutmuyor, yürümek, koşmak, koynuna yatmak lazım doğanın. Zihni ve bedeni dinlendirmenin en iyi yolu bu aslında.

Zihni dinlendirmek. Offf! Hiç bilmediğimiz bir şey. Çağımız bilgi çağı ya, bilgi edinmek, bilgi depolamak, bilgiyi yönetmek, bilgi stratejileri kurmak gibi yoğun çalışmalar sürdürüyoruz. Örgütsel düzeyde yapılanları bireysel durumda biraz abartılı biçimde kopyalıyoruz: bütün gün iş ile ilgili işlediğimiz bilginin yanısıra, işyerindeki dedikodular, haberler, diğer kanallardaki haberler, ekranda beş tanesi aynı anda açık duran web siteleri, e-postalar, “çet”leşmeler, yeni DVD’ler, You Tube videoları, sektör yayınları, gazeteler, ilanlar, moda bir roman, tabelalar, billboardlar, daha neler neler! Sabahtan geceyarısına kadar süren bir hezeyan. “İlk bilen siz olun!” sloganının müridi olmak.

Sonra uykudan yorgun kalkmak, işe odaklanamamak, performans düşüklüğü ve verimsizlik, hatalı çalışmak, isteksizlik, düşük motivasyon.

“Gereksiz Bilgi Çağı”, “Zihni Yorma Asrı”, “Bilgiden Bilgiye Atlama Şampiyonası”, “Bilgiyle Şişirip Cahil Bırakma Stratejileri” sayesinde önce hedeflerimiz uzaklaşıyor bizden, sonra arkadaşlarımız, sevgilimiz, eşimiz, çocuklarımız; sonra da eğlencemiz, yaşam sevincimiz eriyip gidiyor hayatımızdan.

Bilgi bağımlılığı olarak adlandırabileceğimiz bu halden kurtulmanın en doğal yolu olan meditasyon ile zihninizin rahat gezinmesini, dinginliğin havasını içinize çekerek dinlendirmeyi deneyin. İşyerinizde ya da evde yapacağınız düzenli meditasyon yorgunluk ve dikkat sorunlarınızın büyük bölümünü hafifletecektir.
Tabii, önce gereksiz bilgi almayı sona erdirin. Gazeteleri, TV kumandanızı pencereden fırlatın, modeminizi kapatın, gözlerinizi kapatın. Gözlerinizi içinize doğru açın. Zihninizi köye götürün her gün, ona buz gibi sular içirin, uyanık, farkında ve işlek olsun. İsterseniz köy delikanlısının ilk aşkı gibi yoğun olsun, isterseniz yaratıcı, çözüm bulucu, hazırcevap ve bilge olsun. Meditasyon, zihninizin doğasına, yumuşak koynuna kendinizi bırakmaktır. Bilgi çağını geride bırakmanın zamanı geldi, geçiyor bile! Herşeyi bilmek yerine içe dönmek ve keşfetmek zamanı artık.

4 yorum:

dr.selvan dedi ki...

sevgiler gülcan

dr.selvan dedi ki...

sevgiler gülcan

dr.selvan dedi ki...

Ben 4 yıldır tatilimi Karadeniz'in bir dağ köyünde geçiriyorum.Ormanın içinde ama kasabaya ve denize sadece 5km.Sadece meyva ağaçları,fındıklar , kocaman çamlar, kuşlar , börtü böcek...İstemediğin sürece kimseyle konuşmana gerek yok, onu giydim , şu tabağı kullandım, o ne der bu ne der yok, yetişeceğin bir şey yok, saat anlamsız bir araç ; çünkü güneş var.İstersen yemek de yapma bahçeden ne istiyorsan ye... Orada insan ne kadar boş şeylerle gününü öldürdüğünü fark ediyor. Oradaki insanlarda da farklı bir sukunet huzur var,çocukların oyuncakları çok basit ama gözleri gülüyor,gerçekten mutluluğu yaşıyor; buradaki çocuklar gibi daha da demiyorlar, onların oyuncakları sonsuz DOĞA...Ve bir gece gökyüzünü baktım ben uzn zamandır yıldızları hiç görmediğimi fark ettim.Sanki ışıl ışıl bir tablo, anlatılamaz bir güzellik elimi uzatsam tutabilecekmişim gibi.Burada yapay hayatımızda kendimizi kandırırken evrenin bize verdiği olağanüstü güzellikleri kaçırıyoruz.Böyle yerlerdeinsan evrenin muhteşemliğini anlıyor. Bir böceğin kanadının nasıl ince bir mekanizmaya sahip olduğunu görüp, bu nasıl bir zekanın ürünü diye düşünüyorsun; uğraştığımız, sıkıldığımız şeylerin anlamsızlığını idrak ediyoruz ve bize verilmiş bu hayatın değerini anlıyoruz.Umarım seninle de birgün gider ve o güzellikleri paylaşırız.Sevgiyle kal...

çınar dedi ki...

merhaba
bir süredir reikiyi araştırıyorum.
belki yanlış düşünüyorum ama okuduğum reiki felsefesine göre reiki seasans larının bu ücretlerde olması arasında bir çelişki gördüm sanki... bilmiyorum belkide ben yanlış düşünüyorum.